← Gündem Sayfasına DönTakvimler İlerliyor, Biz Geriliyoruz: 10 Kasım’ın Ardından Bir İç Döküş

Takvimler İlerliyor, Biz Geriliyoruz: 10 Kasım’ın Ardından Bir İç Döküş

12.11.2025 · 10 dakikalık okuma

AnmaÖzlemDemokrasiCumhuriyetAdalet

Sirenler sustu. O bir dakikalık saygı duruşunda hayatı durduran milyonların kalbindeki sızı, yerini yeniden günlük hayatın keşmekeşine bıraktı. Takvimler 10 Kasım’ı geride bıraktı ama bizim yasımız, takvim yapraklarıyla sınırlı değil. Çünkü biz her gün, onun yokluğunu sadece kalbimizde değil; ülkemizin sokaklarında, okullarında ve adalet saraylarında hissediyoruz.

Mustafa Kemal Atatürk'ü anmak; sadece bir ölüm yıl dönümü ritüeli değildir. Onu anmak, bıraktığı mirasa ne kadar sahip çıkabildiğimizin muhasebesini yapmaktır. Ve ne yazık ki bugün o muhasebe defterini açtığımızda, yüzümüzü öne eğmek zorunda kalıyoruz.

"Benim manevi mirasım ilim ve akıldır" diyen bir liderin ardından, bugün ilimin ve aklın değil; kurnazlığın, adam kayırmanın ve cehaletin prim yaptığı bir düzene uyanıyoruz.


Emanetine Hıyanet Edilen Bir Miras

Bugün 10 Kasım’ın üzerinden günler geçti belki ama, "Ey yükselen yeni nesil, istikbal sizsiniz" dediği nesillerin umutsuzluğunu görmezden gelebilir miyiz?

Atatürk, bir enkazdan modern, başı dik, kendi kendine yeten ve dünyayla yarışan bir Cumhuriyet inşa etmişti. Biz ise bugün, o sağlam temellerin üzerinde yükselen kolonların birer birer yontulduğuna şahit oluyoruz:

  • Liyakatin yerini sadakatin aldığı,
  • Adaletin terazisinin güçlünün yanına eğildiği,
  • Eğitimin yap-boz tahtasına döndüğü,
  • Gençlerin geleceklerini kendi vatanlarında değil, başka coğrafyalarda aradığı bir Türkiye...

İşte asıl matem budur. Atatürk'ü kaybetmek biyolojik bir sondu; ama onun fikirlerini, kurduğu sistemin çarklarını ve hedef gösterdiği muasır medeniyet seviyesini kaybetmek, işte bu bizim gerçek ölümümüzdür.

"Beni görmek demek mutlaka yüzümü görmek değildir. Benim fikirlerimi, benim duygularımı anlıyorsanız ve hissediyorsanız bu kafidir."

Bugün bu sözü hatırladığımızda içimiz daha çok acıyor. Çünkü yüzünü heykellerde, posterlerde görüyoruz ama fikirlerini uygulamada göremiyoruz. Modern tarımdan sanayiye, laik hukuktan kadın haklarına kadar açtığı her cephede bugün bir gerileme, bir yozlaşma ile karşı karşıyayız.


Özlemimiz Sadece Sana Değil, Kurduğun Türkiye'ye

Paşam,
Seni her 10 Kasım'da anıyoruz ama seni her gün arıyoruz.
Bir fabrikanın bacası tütmediğinde arıyoruz.
Haksızlığa uğrayıp derdini anlatamayan bir vatandaşın çaresizliğinde arıyoruz.
Köy enstitülerinin ışığı söndürüldüğünden beri karanlıkta kalan köylerde arıyoruz.

Bugün Türkiye'de yaşanan çarpıklıklar, senin vizyonundan sapmanın bedelidir. Pusulası "akıl ve bilim" olan bir gemi rotasını şaşırırsa, varacağı yer fırtınadır. Biz bugün o fırtınanın ortasında, senin sağlam duruşunu, keskin zekanı ve halkına duyduğun o sonsuz güveni özlüyoruz.

Tarih 10 Kasım'ı geçmiş olabilir. Ama biz, senin gösterdiğin hedeften her saptığımızda, her liyakatsiz atamada, her hukuksuzlukta seni yeniden kaybediyoruz. Ve seni yeniden kazanmak için, sadece yılda bir gün değil, her gün fikirlerine sarılmaktan başka çaremiz yok.

Affet bizi Atam. Emanetini, senin bıraktığın gibi "pırıl pırıl" tutamadığımız için.
Ama sözümüz baki; bu sis dağılacak, akıl ve bilim yeniden bu topraklara hakim olacak.